BİZE ULAŞIN 0553 718 55 65
BİZE ULAŞIN 0216 353 42 43

Murat Bolat

Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası

MAYIS

- +

MAYIS

Tamam, biliyorum, bu yıl mevsimler bir acayip.

Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapacak derdi eskiler… Kış bu sene epeyce görevini yerine getirdi. İlkokulda öğretilen mevsimler döngüsü değişeli çok oldu ama o döngüde de neredeyse baharı ve yazı, yeni hayatı, yeni dönemi Mayıs simgelerdi bana göre.

Roman mahallesinde büyüdüm, bahar, hele de Mayıs hep çok önemliydi bizim çocukluğumuzda…

Bir kere Hıdırellez var Mayıs’ta, Hızır’la İlyas buluşmuş o güzel günde ve herkesin derdine derman olunmuş.

Kim ne kadar sahip çıkarsa çıksın Hızır, bilindiği kadarıyla kimseye ait değil. O çaresizlere derman olmanın ve İlyas’la olan uhrevi buluşmasıyla eskinin ve üzücünün gidip yeni ve mutlu edici olanın gelmesinin simgesi…

İstanbullular elbette daha iyi bilir, Beykoz’dan Anadolu Kavağı’na doğru ilerlerken o meşhur Karadeniz yollarını, havasını, bitki örtüsünü yansıtan kıvrılan ve tırmanan yolda sağ tarafınızda Yuşa Tepesi’ninin tabelasını görüverirsiniz.

Benim gibi tembel değilseniz, karşı çapraza ilerlediğinizde de kaldığı kadar tüm heybetiyle Yoros Kalesi’ni görürsünüz. Bu Yoros’un Yoroz olanı da bizim Tirabizon’da mevcuttur.

Derler ki, bu Yuşa Tepesi Hızır ile İlyas’ın kavuştukları o tarihsel yerdir. Yine derler ki, Bu tepeye esas gelen Musa’dır ve elinden tutup oraya getirdiği çocuk olan Yuşa kılığına girmiş olan Hızır’dır.

Bir de 1 Mayıs var misal…

12 eylül rejimi de, neredeyse, hep öncesi de Bahar Bayramı diye öğretti bizlere… Yaprağa can yürüyecek ve biz piknik yapacağız, çünkü “Bahar Bayramı”…

Büyüdük de öğrendik, meğer te 1856’da aynı bugün bizim yaşadıklarımızı yaşayanlar, onurlu bir hayat ve insan gibi dinlenme hakkı için canlarından geçmişler.

Demek ki 1856’da da Mayıs, yeni hayatı müjdelemekteymiş.

Mayıs, büyük kayıplarla da, hissettirdiği yaşama sevinciyle de, Haziran’a göz kırparken aslında bize hep yeniyi müjdeler.

Bizim Mayıs da, bu sene, tam adına yaraşır şekilde geldi.

Geçtiğimiz Kasım’dan beri yerimizi ısıtmadan geçirdiğimiz 6 ay ve verdiğimiz mücadele bizi ülkenin gündemine oturttu.

Biz demek aslında halk demek…

Biz demek aslında insan ve yenilik, özgürlük demek!

80 yıl boyunca görmezden gelinenler, boyunlarındaki ilmeği gevşeyeterek sağına soluna bakmaya karar verdi, solunacak hal kalmamıştı zira…

İnsan gibi yaşamak, insan gibi çalışmak için, yavrularımızın yüzlerine gözlerimizi kaçırmadan bakmak için yola çıktık.

Ve ilahi bir tesadüf en büyük gelenekselliği “baht açma” olan Hızır Bayramında, yani Mayıs’ta, yani yeni hayatın kuruluş heyecanının içinde, yani börtü böceğin cana kavuştuğu, çiçeğin yaprağın coştuğu zamandan tarih, hadi o değilse de evlatlarımız bize bir görev verdi.

Hepimiz için yeni hayatı kuracağız.!

Bizi baskı ve cezalarla korkutmaya çalışanlara acıyarak bakmaktan başka elimizden bir şey gelmez ki…

Eski gider ve yeni gelir.

Buradan hareketle, bizler de, yani biz hiç görülenler, göstereceğiz 20-21-22-23 Mayıs tarihlerinde kim hiçmiş diye zalimlere…

Biz iş bırakacağız!

O çok sevdiğimiz ve ihtiyacımız olan işi kaybetme pahasına iş bırakacağız 4 gün.

Derler ki, Hz. Ali “haksızlığıa karşı boyun eğmeyiniz, zira hakkınızla beraber onurunuzu da kaybedersiniz” demiş. Haklarımızı kaybetmeye başlayalı çok oldu ama onurumuzu asla kaybetmeyeceğiz.

Ölmüş eşek kurttan korkmaz ve cesurlar bir, korkaklar bin kez ölür diyerek son veriyoruz sözlerimize…

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
1947

 

Nâzım Hikmet

Yaşasın Birlik Dayanışma!

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.